Prof. Dr. Ahmet Ekmekçi | Kardiyoloji

Sabah hastanede su içerken dikkatimi çeken bir görüntü, aslında uzun zamandır merak ettiğim bilimsel bir soruyu yeniden gündeme getirdi. Büyük bir su sebilinin içerisine salatalık, maydanoz ve elma dilimleri yerleştirilmişti. Bazen limon, portakal, hatta tarçın da ekleniyor.

Benzer görüntülerle otellerde, restoranlarda, spor salonlarında ve evlerde sık sık karşılaşıyoruz. Üstelik bu sular çoğu zaman “vitaminli su”, “detoks suyu”, “antioksidan su” veya “metabolizmayı hızlandıran su” gibi ifadelerle tanıtılıyor.

Peki gerçekten suyun içerisine birkaç dilim meyve veya sebze koyarak onu daha sağlıklı hale getirebilir miyiz?

Suyun besin değerini artırıyor muyuz, yoksa yalnızca tadını mı değiştiriyoruz?

Bu sorunun cevabını bilimsel çalışmalar ışığında inceleyelim.

  1. Meyve ve sebzelerle aromalandırılmış su nedir?

Bilimsel literatürde bu yönteme infused water adı veriliyor. Türkçede meyve, sebze veya bitkilerle aromalandırılmış su olarak ifade edebiliriz.

Temel prensip oldukça basit: İçme suyuna elma, limon, portakal, salatalık, nane, maydanoz veya tarçın gibi malzemeler ekleniyor ve bir süre bekletiliyor.

Bu süreçte bitkilerin içerisinde bulunan bazı suda çözünebilen bileşikler suya geçebiliyor.

Bunlar arasında organik asitler, bazı fenolik bileşikler, suda çözünen vitaminler ve aromatik maddeler bulunabiliyor.

Ancak suya geçen maddelerin miktarı; kullanılan meyvenin türüne, miktarına, kesilme biçimine, suyun sıcaklığına ve bekleme süresine göre önemli ölçüde değişiyor.

Dolayısıyla her aromalandırılmış suyun aynı besin içeriğine sahip olduğunu söylemek mümkün değil.

  1. Bilimsel çalışmalar gerçekten ne gösteriyor?

2021 yılında Ariyawansa ve Ramanathan tarafından Advanced Journal of Graduate Research dergisinde yayımlanan bir araştırma, bu soruya doğrudan yanıt arayan çalışmalardan biri.

Araştırmacılar elma ve portakal dilimlerini farklı oranlarda suya ekleyerek 30 dakika ile 8 saat arasında beklettiler.

Ardından suyun toplam fenolik bileşik içeriğini, flavonoid miktarını, C vitamini içeriğini ve laboratuvar ortamındaki antioksidan aktivitesini değerlendirdiler.

Sonuçlar dikkat çekiciydi.

Bekleme süresi uzadıkça suyun içerisinde ölçülen fenolik bileşiklerin ve flavonoidlerin miktarı arttı. Laboratuvarda ölçülen antioksidan aktivitede de artış saptandı.

Sekizinci saatte toplam fenolik bileşik düzeyi, kullanılan meyve oranlarına bağlı olarak 144,82–189,01 mikrogram gallik asit eşdeğeri/mL arasında bildirildi.

Burada çok önemli iki ayrıntı var.

Birincisi, bu değerler belirli laboratuvar yöntemleriyle ölçülen eşdeğer konsantrasyonlar. Doğrudan vücut tarafından emilen veya kullanılabilen aktif madde miktarını göstermiyor.

İkincisi, çalışma bir insan müdahale araştırması değil. İçen kişilerde tansiyon, kan şekeri, damar fonksiyonu, kalp krizi veya başka bir klinik sonuç değerlendirilmedi.

Üstelik araştırma küçük ölçekli bir gıda kimyası çalışması. Bulguları ilginç olsa da yüksek düzeyde klinik kanıt olarak değerlendiremeyiz.

Yani suyun kimyasal içeriğinin değiştiğini göstermek başka, bu değişimin insan sağlığını iyileştirdiğini kanıtlamak başka bir şey.

  1. Antioksidan kapasite artıyorsa kalbimiz de korunuyor mu?

Bence konunun en önemli bilimsel noktası burası.

Bir gıdanın laboratuvarda antioksidan aktivite göstermesi, insan vücudunda da aynı etkiyi sağlayacağı anlamına gelmiyor.

Çünkü polifenoller sindirim sisteminden geçerken emilim, bağırsak metabolizması, karaciğerde dönüşüm ve vücuttan uzaklaştırılma gibi birçok süreçten etkileniyor.

Bu nedenle bir maddenin laboratuvar ortamında serbest radikalleri etkisiz hale getirebilmesi, damarlarımızda da aynı etkiyi göstereceğinin kanıtı değil.

Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), 2018 yılında yayımladığı bilimsel rehberinde bu ayrımı özellikle vurguluyor.

Bir gıdanın laboratuvarda antioksidan kapasite göstermesi, insanlarda oksidatif hasarı azalttığını veya kardiyovasküler sağlığı koruduğunu söylemek için yeterli kabul edilmiyor.

Benzer şekilde Hollman ve arkadaşlarının 2011 yılında The Journal of Nutrition dergisinde yayımladıkları kapsamlı bilimsel değerlendirmede, polifenollerin insanlarda doğrudan antioksidan etkilerinin kardiyovasküler yararı açıkladığına ilişkin yeterli kanıt bulunmadığı belirtiliyor.

Bu, meyve ve sebzelerin sağlığa faydasız olduğu anlamına gelmiyor.

Tam tersine, meyve ve sebzelerden zengin beslenmenin sağlık üzerindeki olumlu etkilerini destekleyen çok sayıda araştırma var.

Ancak bu sonuçları, birkaç meyve diliminin içerisinde bekletildiği suya doğrudan aktaramayız.

  1. Peki, kullandığımız malzemelerin ayrı ayrı faydaları var mı?

Salatalık: Büyük bölümü sudan oluşan bir sebze. İçme suyuna eklendiğinde hafif bir aroma ve bazı çözünür bileşikler sağlayabiliyor. Ancak salatalıklı suyun ödemi tedavi ettiği, yağ yaktığı veya böbrekleri temizlediği gösterilmiş değil.

Limon ve portakal: Organik asitler ve bazı çözünür bileşenler suya geçebiliyor. Ancak bu miktarlar hazırlama yöntemine göre değişiyor. Limonlu su içmek, limon veya portakalın kendisini tüketmekle aynı beslenme etkisini sağlamıyor.

Elma: Elmanın içerisindeki bazı fenolik bileşikler suya geçebiliyor. Fakat elmayı bütün olarak tükettiğimizde aldığımız diyet lifi ve diğer besin bileşenlerinin önemli bir kısmı yalnızca suyu içtiğimizde alınmıyor.

Maydanoz: İçerdiği bazı bitkisel bileşikler suya geçebilir. Ancak maydanozlu suyun böbrekleri temizlediğini, vücuttaki toksinleri uzaklaştırdığını veya belirli hastalıkları tedavi ettiğini gösteren güçlü klinik kanıt bulunmuyor.

Tarçın: Aromatik bileşenleri nedeniyle suya tat ve koku verebilir. Ancak tarçın üzerine yapılan araştırmaların önemli bir kısmında yüksek miktarda tarçın, yoğun ekstraktlar veya standartlaştırılmış preparatlar kullanılıyor. Bunların sonuçlarını, sade suya eklenmiş bir tarçın çubuğuna doğrudan uygulayamayız.

Üstelik yüksek miktarda ve uzun süre Cassia tarçını tüketimi, içerdiği kumarin nedeniyle özellikle karaciğer sağlığı açısından dikkat gerektiriyor. Bu uyarı, suya ara sıra bir tarçın çubuğu eklemenin tehlikeli olduğu anlamına gelmiyor.

  1. Bu sular tansiyonu veya kan şekerini düşürür mü?

Konuyla doğrudan ilgili küçük bir insan araştırması da mevcut.

Rofiqoh ve Van Gobel tarafından 2023 yılında Meditory: The Journal of Medical Laboratory dergisinde yayımlanan çalışmada, hipertansiyonlu 64 yetişkin değerlendirilmiş.

Müdahalede 100 gram salatalık ve 50 gram limon, 250 mL suyla birlikte kullanılmış. Uygulama sekiz gün sürmüş.

Çalışmada müdahale ve kontrol grupları arasında sistolik ve diyastolik kan basıncı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark gösterilememiş.

Üstelik çalışma randomize olmayan, küçük ölçekli bir araştırma ve yayımlanan istatistiksel yorumlarında tutarsızlıklar bulunuyor.

Bu nedenle salatalıklı ve limonlu suyun hipertansiyonu tedavi ettiğini söyleyemeyiz.

Benzer şekilde tarçınlı, maydanozlu veya elmalı suyun kan şekerini ya da kolesterolü düşürdüğünü gösteren yeterli kalitede klinik kanıtımız da bulunmuyor.

Bir bitkinin kendisiyle veya yoğunlaştırılmış özütüyle elde edilen sonuçlar, o bitkinin birkaç diliminin suda bekletilmesiyle hazırlanan içeceğe doğrudan taşınamaz.

  1. Detoks suyu gerçekten vücudu temizler mi?

Bu sularla ilgili en yaygın iddialardan biri de detoks etkisi.

Oysa sağlıklı insan vücudunun karaciğer, böbrekler, bağırsaklar ve diğer fizyolojik sistemler aracılığıyla çalışan metabolizma ve atılım mekanizmaları zaten mevcut.

Su tüketimi normal böbrek fonksiyonları ve fizyolojik denge açısından gerekli. Ancak suya limon veya maydanoz eklemenin, toksinlerin uzaklaştırılmasını sade suya göre özel olarak hızlandırdığı gösterilmiş değil.

Klein ve Kiat tarafından 2015 yılında Journal of Human Nutrition and Dietetics dergisinde yayımlanan eleştirel derleme de popüler detoks diyetlerinin toksin uzaklaştırılması ve kilo kontrolü açısından güçlü klinik kanıtlarla desteklenmediğini ortaya koyuyor.

Bu nedenle bu içeceklere “detoks suyu” demek, bilimsel olarak gösterilmiş bir tedavi etkisi varmış izlenimi oluşturabilir.

  1. O halde bu yöntemin hiç mi faydası yok?

Olabilir. Üstelik oldukça pratik bir faydası olabilir.

Bazı insanlar sade su içmekten hoşlanmıyor. Bazıları gün boyunca yeterince su içmeyi unutuyor. Bazıları ise tatlı içeceklere alışkın.

Suyun içerisine birkaç dilim meyve, salatalık veya nane eklemek, onu daha keyifli hale getirebilir.

Eğer kişi bu nedenle daha istekli su içiyorsa, bu alışkanlık yararlı olabilir.

Özellikle şekerli içecekler yerine bu tür şekersiz aromalandırılmış suları tercih ediyorsa, eklenmiş şeker ve enerji alımının azaltılması açısından avantaj sağlayabilir.

Ancak burada yine dikkatli olmak gerekiyor.

Meyve ve sebze dilimleriyle hazırlanmış suların, sade sudan daha iyi hidrasyon sağladığını veya insanların mutlaka daha fazla su tüketmesini sağladığını gösteren güçlü klinik kanıt bulunmuyor.

Buradaki olası fayda, suya eklenen maddelerin tedavi edici özelliklerinden değil, kişinin içecek tercihinin değişmesinden kaynaklanabilir.

  1. Toplu kullanılan sebillerde hijyen neden önemli?

Bu konu özellikle hastaneler, oteller, restoranlar ve spor salonları açısından önemli.

2007 yılında Loving ve Perz tarafından Journal of Environmental Health dergisinde yayımlanan bir araştırmada, restoranlardan alınan 76 limon diliminin 53’ünde, yani %69,7’sinde mikrobiyal üreme saptandı.

Araştırmada 25 farklı mikroorganizma türü izole edildi.

Elbette mikrobiyal üreme saptanması, bu limonların hepsinin hastalık yaptığı anlamına gelmiyor. Ancak meyvelerin hazırlanması, taşınması ve içeceklere yerleştirilmesi sırasında kontaminasyon meydana gelebileceğini gösteriyor.

Bu nedenle meyve ve sebzeler akan su altında iyice yıkanmalı, temiz kesme tahtaları ve kaplar kullanılmalı, hazırlanan içecekler soğukta muhafaza edilmeli.

Iowa State University’nin gıda güvenliği önerilerine göre bu içecekler 4°C veya altında saklanmalı, oda sıcaklığında dört saatten fazla bekleyen karışımlar tüketilmemeli. Meyve parçalarının 24 saat içerisinde çıkarılması da öneriliyor.

Özellikle toplu kullanımda aynı sebilin temizlenmeden sürekli yeniden doldurulması doğru değil.

  1. Limonlu suyun diş minesi açısından bir sakıncası olabilir mi?

Bir diğer önemli ayrıntı suyun asitliği.

Limon ve portakal gibi turunçgillerde bulunan organik asitler suya geçebiliyor. Kullanılan miktara bağlı olarak suyun pH değerinde düşme meydana gelebiliyor.

Asidik içeceklerin özellikle gün boyunca sık aralıklarla tüketilmesi, diş minesi erozyonu açısından risk oluşturabiliyor.

Ancak burada da aşırı genellemeden kaçınmalıyız.

Bir sürahi suya birkaç limon dilimi eklemekle yoğun limon suyu içmek aynı şey değil. Risk, içeceğin gerçek asitliğine ve tüketim sıklığına bağlı.

Bu nedenle hafif aromalandırılmış bir sudan korkmak gerekmiyor. Ancak çok yoğun limonlu suları gün boyunca sürekli yudumlamak da iyi bir alışkanlık olmayabilir.

  1. Sonuç: Suyun tadını zenginleştirebiliriz, peki sağlığımıza etkisini?

Bilimsel verileri birlikte değerlendirdiğimizde ortaya oldukça net bir tablo çıkıyor.

Meyve, sebze ve bitkilerle aromalandırılmış suların kimyasal içeriği gerçekten değişebiliyor.

Bazı fenolik bileşikler, organik asitler ve suda çözünebilen maddeler suya geçebiliyor.

Ancak bunların ne kadarının vücutta kullanılabildiğini ve uzun vadeli sağlık sonuçlarını nasıl etkilediğini yeterince bilmiyoruz.

Bugün elimizde bu tür suların kalp krizini önlediğini, damarları temizlediğini, yaşlanmayı yavaşlattığını, kan şekerini veya kolesterolü düşürdüğünü gösterecek güçlü klinik kanıtlar bulunmuyor.

Buna karşılık, su içmeyi daha keyifli hale getiriyor ve şekerli içeceklerin yerine tercih edilmelerini sağlıyorlarsa günlük yaşamda anlamlı bir rol oynayabilirler.

Benim önerim basit:

Seviyorsanız suyun içerisine salatalık, limon, portakal, elma, nane veya tarçın ekleyebilirsiniz. Hijyene dikkat ederek tüketebilirsiniz.

Ama bunları mucizevi sağlık içecekleri veya hastalıkları önleyen özel karışımlar olarak görmeyelim.

Çünkü suyun içerisine ne koyduğumuz kadar, bilimsel olarak neyi gerçekten gösterdiğimiz de önemli.

Ve belki de en doğru cümle şu:

Suyun tadını zenginleştirmek mümkün. Ancak ona eklediğimiz her şeyin sağlığımıza da ek bir fayda sağladığını henüz kanıtlamış değiliz.

⸻

Bilimsel kaynaklar

  1. Ariyawansa GP, Ramanathan R. (2021). Antioxidative Potential and Phytochemical Content of Detox Water. Advanced Journal of Graduate Research, 10(1), 41–50.

DOI: https://doi.org/10.21467/ajgr.10.1.41-50

  1. EFSA NDA Panel. (2018). Guidance for the scientific requirements for health claims related to antioxidants, oxidative damage and cardiovascular health (Revision 1). EFSA Journal.

DOI: https://doi.org/10.2903/j.efsa.2018.5136

  1. Hollman PCH, Cassidy A, Comte B, et al. (2011). The Biological Relevance of Direct Antioxidant Effects of Polyphenols for Cardiovascular Health in Humans Is Not Established. The Journal of Nutrition, 141(5), 989S–1009S.

DOI: https://doi.org/10.3945/jn.110.131490

  1. Rofiqoh R, Van Gobel SY. (2023). Influence Giving Infusion of Lemon Water (Citrus limon) and Cucumber (Cucumis sativus L.) on Sufferer Hypertension in Region Work Public Health Center Puuwatu City Kendari. Meditory: The Journal of Medical Laboratory, 11(2).

DOI: https://doi.org/10.33992/meditory.v11i2.2401

  1. Klein AV, Kiat H. (2015). Detox diets for toxin elimination and weight management: a critical review of the evidence. Journal of Human Nutrition and Dietetics, 28(6), 675–686.

DOI: https://doi.org/10.1111/jhn.12286

  1. Loving AL, Perz J. (2007). Microbial flora on restaurant beverage lemon slices. Journal of Environmental Health, 70(5), 18–22.

PMID: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/18189035/

  1. Iowa State University Extension and Outreach. (2019). Is Your Fruit-infused Water Safe?
  1. German Federal Institute for Risk Assessment (BfR). Cassia cinnamon with high coumarin contents to be consumed in moderation.
https://www.bfr.bund.de/en/press-release/cassia-cinnamon-with-high-coumarin-contents-to-be-consumed-in-moderation