Zayıflama iğnelerinden beynin ödül sistemine: Tıp, insan davranışının biyolojik temellerini yeniden sorguluyor.

Bir insan tok olduğu hâlde neden yemek ister? Diyabet hastası, şekerli gıdaların kendisine zarar verdiğini bildiği hâlde neden tatlı yemeye devam eder? Bir insan sigaranın kanser ve kalp krizi riskini artırdığını bilmesine rağmen neden sigarayı bırakamaz?

Daha ilginci, insan bazen artık eskisi kadar keyif almadığı bir davranışı neden tekrar tekrar yapar?

Bu soruları uzun yıllar boyunca alışkanlık, irade, motivasyon ve özdenetim kavramlarıyla açıklamaya çalıştık. Elbette bunların hepsi önemlidir. Ancak nörobilim bize davranışlarımızın arkasında çok daha karmaşık biyolojik mekanizmalar bulunduğunu gösteriyor.

13 Ekim 2026 tarihinde dünyanın en saygın bilimsel yayınlarından Nature, GLP-1 temelli ilaçların bağımlılık, depresyon, şizofreni ve Parkinson hastalığı gibi alanlarda araştırılmasını konu alan dikkat çekici bir haber yayımladı.

Haberin başlığı şu soruyu soruyordu: Can GLP-1s heal the brain? Yani GLP-1 ilaçları beyni iyileştirebilir mi?

Ben bu gelişmenin başka bir boyutunun daha önemli olduğunu düşünüyorum:

Acaba modern tıp, yalnızca insanların hastalıklarını değil, bazı davranışları gerçekleştirme isteklerinin şiddetini de değiştirebilecek bir noktaya mı yaklaşıyor?

Bu soruyu yanıtlamak için önce beynin nasıl çalıştığına bakmamız gerekiyor.

  1. Bir şeyi istemek ile ondan keyif almak aynı şey değildir

Nörobilimde birbirine benzeyen ama aynı anlama gelmeyen iki önemli kavram bulunur:

Wanting: Bir şeyi istemek, ona ulaşmaya çalışmak ve onu elde etmek için motive olmak.

Liking: O şeyi tükettiğimizde veya deneyimlediğimizde haz almak.

Normal koşullarda bu iki süreç çoğunlukla birlikte çalışır. Sevdiğimiz bir yiyeceği isteriz ve yediğimizde ondan keyif alırız.

Fakat her zaman böyle değildir.

Özellikle bağımlılıklarda kişi, daha önce yoğun haz aldığı bir maddeyi artık aynı ölçüde keyif verici bulmasa bile onu güçlü biçimde istemeye devam edebilir.

Bu ayrım, nörobilimci Kent Berridge ve çalışma arkadaşlarının geliştirdiği ödül ve motivasyon modellerinin temelini oluşturuyor.

Dopamin sistemi özellikle ödül arayışı ve motivasyonla ilişkilidir. Ancak dopamini basitçe bir mutluluk hormonu olarak tanımlamak doğru değildir. Dopaminerjik devreler öğrenme, beklenti, motivasyon ve ödülle ilişkili ipuçlarına verilen tepkilerde rol oynar.

Dolayısıyla bir şeyi çok güçlü istemek, ondan aynı derecede keyif alacağımız anlamına gelmez.

Bağımlılığın anlaşılmasında bu ayrım son derece önemlidir.

  1. Bağırsaktan beyne: GLP-1 neden bu kadar ilginç?

GLP-1, yemek sonrasında bağırsaktan salgılanan, insülin yanıtını ve enerji dengesini etkileyen bir hormondur. Bunun yanında beyinde de GLP-1 üreten nöronlar ve GLP-1 sinyalini algılayan reseptörler bulunur.

GLP-1 reseptör agonistleri başlangıçta diyabet tedavisi için geliştirildi. Daha sonra obezite tedavisindeki güçlü etkileri ortaya çıktı.

Uzun yıllar boyunca bu ilaçları ağırlıklı olarak kan şekeri, mide boşalması, iştah ve kilo kaybı üzerinden değerlendirdik.

Ancak beynimizde açlık ve toklukla ilişkili sistemler, ödül ve motivasyon devrelerinden tamamen bağımsız değildir.

Hipotalamus enerji dengesinde önemli rol oynarken, ventral tegmental alan, nucleus accumbens ve prefrontal korteks gibi bölgeler ödülün değerlendirilmesi ve davranışların yönlendirilmesiyle ilişkilidir.

2026 yılında Frontiers in Neuroanatomy dergisinde yayımlanan sistematik derleme, GLP-1 sinyalinin insan beynindeki ödül ağlarıyla bağlantısını araştırdı.

Beş çalışmadan toplam 284 katılımcının değerlendirildiği bu derleme, GLP-1 ile özellikle nucleus accumbens ve orbitofrontal korteks arasındaki işlevsel bağlantılar arasında ilişkiler bulunduğunu bildirdi.

Ancak tek bir beyin bölgesindeki GLP-1 etkisinin kesin olarak gösterildiği söylenemez.

Bu nedenle GLP-1 ilaçlarının beynin ödül sistemini bir düğmeye basar gibi kapattığını iddia etmek yanlış olur.

Daha doğru yaklaşım, bu ilaçların ödülün değerlendirilmesini ve davranışa dönüşmesini sağlayan bazı devreleri etkileyebileceği yönündedir.

  1. İnsanlar neden daha az yemek istiyor? Sadece tok oldukları için mi?

GLP-1 ilaçlarını kullanan bazı hastalar daha az acıktıklarını söylüyor.

Ancak bir başka gözlem daha var: Bazı kişiler eskiden sürekli yemek düşündüklerini, tedavi sonrasında ise yemekle ilgili zihinsel meşguliyetlerinin azaldığını anlatıyor.

İngilizcede bu durum sıklıkla food noise, yani yiyecekle ilgili sürekli zihinsel uğraş olarak tanımlanıyor.

Peki bu yalnızca mide doluluğunun artmasıyla mı açıklanabilir?

2026 yılında The American Journal of Clinical Nutrition dergisinde yayımlanan önemli bir randomize araştırma bu soruya ışık tuttu.

Tronieri ve arkadaşları, fazla kilolu veya obezitesi olan 120 yetişkini 60 hafta boyunca değerlendirdi. Semaglutid 2,4 mg tedavisi plaseboyla karşılaştırıldı.

Semaglutid kullanan katılımcılar, 20, 40 ve 60. haftalarda yapılan laboratuvar değerlendirmelerinde daha az enerji tüketti.

Özellikle 20. ve 40. haftalarda yiyeceklerin ödüllendirici değerine verilen yanıtın bazı ölçütlerinde azalma görüldü.

Ancak araştırmanın çok önemli bir başka sonucu vardı: İştah ve ödülle ilgili bütün öznel ölçütlerde, bütün zaman noktalarında anlamlı farklılık bulunmadı.

Bu bize şunu söylüyor:

GLP-1 tedavisi yemek davranışını değiştirebilir. Ancak bunun yalnızca doğrudan ödül sisteminin baskılanmasından kaynaklandığını henüz kanıtlamış değiliz.

  1. En güçlü klinik kanıtlardan biri: Alkol kullanım bozukluğu

Konunun belki de en çarpıcı yönü, yemek dışındaki davranışlarla ilgili ortaya çıkan veriler.

2025 yılında JAMA Psychiatry dergisinde yayımlanan Hendershot ve arkadaşlarının randomize araştırmasında, alkol kullanım bozukluğu olan 48 yetişkin incelendi.

Dokuz haftalık tedavi sürecinde semaglutid alan kişilerde laboratuvarda ölçülen alkol tüketimi, alkol isteği ve bazı tüketim ölçütleri plaseboya göre azaldı.

Ancak bütün alkol tüketim ölçütlerinde aynı etki görülmedi.

Ardından 2026 yılında The Lancet dergisinde çok daha önemli bir çalışma yayımlandı.

Klausen ve arkadaşlarının araştırmasına, hem obezitesi hem de orta-ağır düzeyde alkol kullanım bozukluğu olan 108 kişi katıldı.

Katılımcılar 26 hafta boyunca semaglutid veya plasebo aldı. Her iki gruba da bilişsel davranışçı terapi uygulandı.

Sonuçlar dikkat çekiciydi:

  • Semaglutid grubunda ağır alkol tüketilen günlerin oranı başlangıca göre 41,1 yüzde puan azaldı.
  • Plasebo grubunda azalma 26,4 yüzde puandı.
  • Başlangıç değerlerine göre düzeltilmiş gruplar arası fark 13,7 yüzde puandı ve istatistiksel olarak anlamlıydı.

Burada bilimsel olarak çok önemli bir ayrıntı var.

Semaglutidin etkisini 41,1 yüzde puan olarak yorumlayamayız. Çünkü plasebo grubunda da ciddi bir düzelme vardı. İlacın ek etkisini değerlendirirken gruplar arasındaki farkı esas almalıyız.

Üstelik katılımcıların tamamında obezite bulunuyordu. Dolayısıyla bulguları normal kilolu bütün alkol bağımlılığı hastalarına genelleyemeyiz.

Aynı yıl American Journal of Psychiatry dergisinde yayımlanan 50 kişilik başka bir randomize araştırmada ise oral semaglutid ağır içme günlerini azaltmasına rağmen, çalışmanın birincil sonlanımı olan laboratuvarda alkol uyaranlarıyla tetiklenen istekte anlamlı üstünlük göstermedi.

Yani sonuçlar umut verici ama henüz kesin değil.

Buna rağmen ortaya çıkan bilimsel soru son derece önemli:

Bağırsak hormonları üzerinden etki gösteren bir ilaç, alkol gibi yiyecek dışındaki bir maddeye yönelik davranışları nasıl değiştirebiliyor?

İşte bu soru, obezite tedavisiyle bağımlılık nörobiyolojisini aynı araştırma alanında buluşturuyor.

  1. Sigara, opioid bağımlılığı ve diğer davranışlar: Aynı mekanizma mı?

Yemek ve alkolle ilişkili bulgular, araştırmacıları nikotin ve diğer bağımlılık yapıcı maddelere yönlendirdi.

Ancak burada çok önemli bir hata yapmamalıyız: Bir maddeyle ilgili olumlu sonuç, bütün bağımlılık türlerinde benzer başarı sağlanacağı anlamına gelmez.

Örneğin 255 kişinin katıldığı randomize sigara bırakma araştırmasında dulaglutid, 12. haftadaki sigara bırakma oranını artırmadı. Dulaglutid grubunda bırakma oranı %63, plasebo grubunda %65 olarak bulundu.

  1. haftadaki sigara bırakma oranı ise her iki grupta da %32 idi.

Dolayısıyla GLP-1 ilaçlarının sigara bırakmayı kesin olarak kolaylaştırdığını söyleyemiyoruz.

Buna rağmen ilaç geliştirme çalışmaları hızla genişliyor.

Eli Lilly tarafından geliştirilen brenipatide, hem GIP hem de GLP-1 reseptörlerini hedefleyen deneysel bir molekül.

Bu ilaç yalnızca alkol kullanım bozukluğunda değil; tütün ve opioid kullanım bozukluklarında da araştırılıyor.

Ancak bu çalışmaların sürdürülüyor olması, tedavinin etkili olduğunun kanıtlandığı anlamına gelmiyor.

  1. Depresyon ve şizofreni: Konu bağımlılığın ötesine geçiyor

GLP-1 araştırmalarının belki de en şaşırtıcı yönü, depresyon ve şizofreni gibi hastalıklara uzanması.

Depresyonda motivasyon kaybı, anhedoni ve ödül işleme süreçlerindeki değişiklikler önemlidir.

Anhedoni, daha önce keyif veren etkinliklerden alınan hazzın azalması olarak tanımlanır. Ancak depresyon yalnızca ödül sisteminden kaynaklanan bir hastalık değildir.

GLP-1 temelli tedavilerin metabolik etkileri, sinir sistemi üzerindeki olası doğrudan etkileri ve inflamatuvar süreçlerle ilişkileri araştırılıyor.

Brenipatide için majör depresyonda faz 3 klinik araştırmaları da yürütülüyor.

Şizofrenide ise iki farklı olası faydayı ayırmak gerekiyor.

Birincisi, antipsikotik tedaviyle ilişkili kilo artışı ve metabolik komplikasyonların azaltılmasıdır.

İkincisi, hastalığın temel psikiyatrik belirtileri üzerinde doğrudan iyileşme sağlanıp sağlanamayacağıdır.

Bunlar aynı şey değildir.

Şu anda GLP-1 temelli ilaçların depresyonu tedavi ettiği veya şizofreninin temel psikotik belirtilerini düzelttiği sonucuna varamayız.

  1. Parkinson hastalığı: Neden bilimsel heyecan ile kanıtı ayırmalıyız?

Parkinson hastalığı konusunda da GLP-1 ilaçları araştırılıyor.

2024 yılında The New England Journal of Medicine dergisinde yayımlanan faz 2 araştırmasında liksisenatid, erken Parkinson hastalığında 12 aylık takipte motor fonksiyonların kötüleşmesini plaseboya kıyasla yavaşlatan sonuçlar verdi.

Bu önemliydi.

Ancak 2025 yılında The Lancet dergisinde yayımlanan daha büyük faz 3 araştırmasında eksenatid ile Parkinson hastalığının ilerlemesini yavaşlatan anlamlı bir yarar gösterilemedi.

Nature’ın 2026 tarihli haberinde KP405 gibi yeni deneysel moleküllerden de söz ediliyor.

Fakat bu araştırmalar henüz Parkinson hastalığında kesin nöroprotektif veya hastalığın seyrini değiştirici etki gösterildiği anlamına gelmiyor.

Bilimsel açıdan umut verici olmak ile tedavi başarısının kanıtlanması iki farklı aşamadır.

  1. Peki GLP-1 ilaçları insanın bütün zevklerini azaltabilir mi?

Burada başka bir soru ortaya çıkıyor.

Bir ilaç yemek isteğini azaltıyorsa, acaba müzik dinlemekten, sosyal ilişkilerden, cinsellikten veya diğer keyif verici etkinliklerden alınan hazzı da azaltabilir mi?

Bu sorunun cevabı henüz net değil.

Beynin ödül sistemi tek bir merkezden ibaret değildir. Farklı ödüllerin işlenmesinde ortak ve farklılaşan devreler rol oynar.

Dolayısıyla belirli bir yiyeceğe yönelik isteğin azalması, kişinin bütün haz alma kapasitesinin azaldığını göstermez.

GLP-1 ilaçlarının yaygın ve kalıcı biçimde anhedoniye neden olduğu da kanıtlanmış değildir.

Nitekim ABD Gıda ve İlaç Dairesi FDA, Ocak 2026’da yaptığı kapsamlı değerlendirmede GLP-1 reseptör agonistleriyle intihar düşüncesi veya davranışı arasında artmış bir risk saptamadığını açıkladı.

Ancak bu güvenlilik bulgusu, ilaçların depresyon tedavisinde etkili olduğu anlamına da gelmez.

Bu nedenle gelecekteki araştırmaların yalnızca bağımlılık yapıcı maddelere yönelik isteği değil, insanların genel yaşam kalitesini, motivasyonunu ve haz alma kapasitesini de incelemesi gerekiyor.

  1. Asıl mesele: İrade dediğimiz şeyin ne kadarı biyolojik?

Bence bütün bu araştırmaların bizi getirdiği en önemli nokta burası.

Bir insanın davranışlarını yalnızca bilgi düzeyinden veya iradesinden hareketle değerlendirmek yeterli değil.

Obezitesi olan bir insana daha az yemesini söylemek kolaydır. Sigara içen bir insana bırakmasını önermek de kolaydır. Alkol bağımlılığı olan bir kişiye içmemesi gerektiğini anlatmak da öyle.

Ancak davranışın gerçekleşmesinde yalnızca bilinçli kararlar rol oynamaz.

Genetik yatkınlık, çevre, stres, öğrenilmiş davranışlar, sosyal koşullar, alışkanlıklar ve beynin motivasyon sistemleri birlikte etkilidir.

Bu, insanın seçimlerinin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor.

Tam tersine, seçimlerimizin oluştuğu biyolojik ve çevresel koşulları daha iyi anlamamız gerektiğini gösteriyor.

GLP-1 ilaçları burada yeni bir araştırma kapısı aralıyor.

Acaba gelecekte bazı hastalıklarda tedavinin amacı yalnızca kişiye zararlı davranışını bırakmasını söylemek değil, o davranışa yönelik kontrol edilmesi güç isteği azaltmak da olabilir mi?

Bu yaklaşım, bağımlılık tedavisinde davranışçı müdahalelerin, psikoterapinin ve sosyal desteğin önemini ortadan kaldırmaz. Ancak gelecekte bunları tamamlayan yeni biyolojik tedavilere imkân sağlayabilir.

Bir başka kritik soru da bu etkilerin ne kadarının doğrudan beyinden kaynaklandığıdır.

Örneğin kilo kaybı, metabolik iyileşme, mide-bağırsak etkileri veya genel sağlık durumundaki değişiklikler de insanların tüketim davranışlarını değiştirebilir.

Henüz bütün bu etkileri birbirinden kesin biçimde ayıramıyoruz.

Ayrıca tedavi kesildiğinde davranışsal etkilerin ne kadar devam ettiği de bilinmiyor.

Bu sorular ancak uzun süreli, geniş katılımlı ve iyi tasarlanmış randomize klinik araştırmalarla yanıtlanabilir.

Sonuç: Tıp yalnızca hastalıkları değil, insan davranışını da anlamaya çalışıyor

GLP-1 ilaçlarının diyabet, obezite ve belirli kardiyometabolik hastalıklardaki yararları zaten modern tıbbın önemli gelişmeleri arasında yer alıyor.

Şimdi ise bu ilaçların beynin motivasyon ve ödül süreçleri üzerindeki olası etkilerini araştırıyoruz.

Alkol kullanım bozukluğunda olumlu randomize klinik sonuçlarımız var. Yemekle ilişkili ödül süreçlerinde değişiklikler gösterildi. Sigara, depresyon, şizofreni, opioid bağımlılığı ve Parkinson gibi alanlarda ise araştırmalar devam ediyor; kanıtlar aynı güçte değil.

Burada GLP-1 ilaçlarının yeni bir psikiyatrik tedavi devrimi başlattığını söylemek için henüz erken. Bu ilaçlar söz konusu hastalıklardaki mevcut standart tedavilerin yerine kullanılmamalıdır.

Ancak artık şu soruyu çok daha ciddi biçimde sorabiliriz:

İnsan gerçekten bir şeyi istediği için mi yapar, yoksa beynindeki biyolojik mekanizmalar bazı şeyleri istemesini mi kolaylaştırır?

Belki de zayıflama iğneleriyle ilgili en büyük bilimsel gelişme yalnızca ne kadar kilo verdiğimiz olmayacak.

Belki de bu araştırmalar bize, neden bazı davranışları bırakmakta bu kadar zorlandığımızı ve insan iradesinin biyolojik sınırlarını daha iyi anlamanın yollarını gösterecek.

Çünkü insan davranışını anlamak için yalnızca ne yaptığımıza değil, neden yapmak istediğimize de bakmamız gerekiyor.

⸻

Bilimsel kaynaklar

  1. Nature (2026). Can GLP-1s heal the brain? Obesity drugs get a makeover for addiction and depression. 13 Ekim 2026.
    DOI: 10.1038/d41586-026-03252-3
    Bilim haberi; özgün klinik araştırma değildir.
  2. Karl V. (2025). Neural underpinnings of atypical wanting and liking. Nature Reviews Psychology, 4, 73.
    DOI: 10.1038/s44159-025-00407-3
  3. Hendershot CS ve ark. (2025). Once-Weekly Semaglutide in Adults With Alcohol Use Disorder: A Randomized Clinical Trial. JAMA Psychiatry, 82(4), 395–405.
    DOI: 10.1001/jamapsychiatry.2024.4789
  4. Klausen MK ve ark. (2026). Once-weekly semaglutide versus placebo in patients with alcohol use disorder and comorbid obesity: a randomised, double-blind, placebo-controlled trial. The Lancet, 407, 1687–1698.
    DOI: 10.1016/S0140-6736(26)00305-3
  5. Schacht JP ve ark. (2026). Oral Semaglutide for Alcohol Use Disorder: A Randomized Clinical Trial. American Journal of Psychiatry, 183(9), 636–645.
    DOI: 10.1176/appi.ajp.20260003
  6. Tronieri JS ve ark. (2026). Short- and long-term effects of semaglutide 2.4 mg on energy intake, appetite, and food reward: a 60-week, double-blind randomized controlled trial. American Journal of Clinical Nutrition, 124(2), 101403.
    DOI: 10.1016/j.ajcnut.2026.101403
  7. Edwiges M ve ark. (2026). Nucleus accumbens GLP-1 signaling and its role in reward and metabolic regulation: a systematic review. Frontiers in Neuroanatomy, 20, 1880560.
    DOI: 10.3389/fnana.2026.1880560
  8. Vijiaratnam N ve ark. (2025). Exenatide once a week versus placebo as a potential disease-modifying treatment for people with Parkinson’s disease in the UK: a phase 3 trial. The Lancet, 405, 627–636.
    DOI: 10.1016/S0140-6736(24)02808-3
  9. LIXIPARK Study Group (2024). Trial of Lixisenatide in Early Parkinson’s Disease. New England Journal of Medicine, 390, 1176–1185.
    DOI: 10.1056/NEJMoa2312323
  10. FDA (2026). FDA Requests Removal of Suicidal Behavior and Ideation Warning from GLP-1 RA Medications. 13 Ocak 2026.
    Resmî güvenlilik değerlendirmesi

Bu yazı bilimsel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Hastalıkların tanı ve tedavisinde bireysel hekim değerlendirmesinin yerini almaz