Sağlıkta yanlış bilgiler neden bu kadar kolay yayılıyor? İnsanlar neden bilimsel kanıtlar yerine sosyal medyadaki iddialara güvenebiliyor?

Bir video, bir hastanın hayatını değiştirebilir mi?

Bir hasta düşünün.

Yıllar önce kalp krizi geçirmiş, koroner damarına stent takılmış. O günden beri doktorunun önerdiği ilaçları düzenli kullanıyor. Kontrollerini yaptırıyor, sağlığına dikkat ediyor.

Bir akşam telefonunda gezinirken karşısına bir video çıkıyor.

Videodaki kişi son derece kendinden emin konuşuyor:

“Kolesterol ilaçları zararlıdır! Asıl tehlike bu ilaçları kullanmaktır!”

Video yalnızca otuz saniye sürüyor.

Ancak hasta artık şüphe içinde. Yıllardır kullandığı ilacın kendisine zarar verebileceğini düşünüyor. Belki doktoruna danışıyor, belki de danışmadan ilacını bırakmayı düşünüyor.

Başka bir hasta düşünelim.

Diyabet tanısı almış bir kadın. Hekimi kan şekerini kontrol altında tutmak için tedavi öneriyor. Ancak sosyal medyada biri çıkıp belirli bir bitkisel karışımın diyabeti iyileştirdiğini söylüyor.

Kadın bu açıklamaya inanmak istiyor. Çünkü ilaç kullanmaktan korkuyor. Hastalığının ömür boyu devam etmesini istemiyor. Daha kolay bir çözüm arıyor.

Bunlar gerçek hasta kayıtları değil, günlük hayatta karşılaşılabilecek durumları anlatan temsili örneklerdir.

Her iki örnekte de önemli bir soru var:

İnsanlar neden yıllarca eğitim almış bir hekimin bilimsel açıklamasından şüphe ederken, hiç tanımadıkları birinin sosyal medyada söylediklerine güvenebiliyor?

Üstelik bu durum yalnızca Türkiye’de yaşanmıyor.

Medscape’in gündeme taşıdığı önemli soru

19 Ekim 2026 tarihinde Medscape’te yayımlanan bir haberin başlığı oldukça dikkat çekiciydi:

Why Your Patient Trusts Unsupported Claims but Not You.

Yani:

“Hastanız bilimsel dayanağı olmayan iddialara neden inanıyor da size inanmıyor?”

Bu sorunun ne kadar ciddi olduğunu gösteren önemli veriler var.

The Physicians Foundation ve Medscape iş birliğiyle ABD’de 1.000’den fazla hekim arasında gerçekleştirilen 2026 araştırmasının sonuçları şöyle:

  • Hekimlerin %99,9’u, son bir yılda yanlış sağlık bilgilerinden etkilenmiş hastalarla karşılaştığını bildirdi.
  • %85’i, sosyal medyayı yanlış sağlık bilgilerinin sık kaynaklarından biri olarak tanımladı.
  • %49’u, yanlış bilgiler nedeniyle sıklıkla tedaviye uyumsuzlukla karşılaştığını belirtti.
  • %45’i, bu nedenle önerilen tedavilerin sıklıkla reddedildiğini bildirdi.

Burada bilimsel açıdan önemli bir ayrım yapalım: Bunlar hastaların yüzde kaçının ilaç bıraktığını gösteren oranlar değil, hekimlerin kendi deneyimlerine ilişkin yanıtlarıdır. Ayrıca çalışma ABD’de yapılmıştır; sonuçlar doğrudan Türkiye nüfusunu temsil etmez.

Ancak mesaj açık: Yanlış sağlık bilgileri artık yalnızca internette dolaşan masum iddialardan ibaret değil. Hekim-hasta ilişkisini, tedavi kararlarını ve sağlık hizmetlerini etkileyebiliyor.

İnsan beyni neden yanlış bilgiye inanıyor?

İnsanların sağlık kararlarını her zaman yalnızca bilimsel kanıtlara dayanarak verdiğini düşünmek isteriz.

Ama gerçekte durum daha karmaşıktır.

2022 yılında Nature Reviews Psychology dergisinde Ecker ve arkadaşları tarafından yayımlanan kapsamlı bilimsel derleme, yanlış bilgilerin benimsenmesinde yalnızca bilgi eksikliğinin değil; duyguların, önceki inançların, sosyal ilişkilerin ve düşünme biçimlerinin de etkili olduğunu gösteriyor.

Örneğin kolesterol ilacı kullanmak istemeyen biri, internette bu ilaçların zararlı olduğunu iddia eden bir video gördüğünde kendini rahatlamış hissedebilir.

“Demek ki içimden geçen doğruymuş!” diye düşünebilir.

Buna karşılık yüzlerce bilimsel araştırmanın farklı yönde sonuç vermesi, aynı kişide benzer bir rahatlama yaratmayabilir.

Çünkü bazen insanlar yeni bir bilgiyi değerlendirirken onun doğruluğundan önce mevcut düşüncelerine ne kadar uyduğuna önem verir.

Buna psikolojide doğrulama yanlılığı denir.

Ancak yanlış bilgilere inanmayı yalnızca insanların duymak istediklerini seçmesiyle açıklamak da doğru olmaz. Korku, belirsizlik, tekrar ve güven duyulan çevrenin etkisi de önemlidir.

Bir yalanı defalarca duymak onu gerçeğe dönüştürür mü?

Elbette hayır.

Ama zihnimizde daha inandırıcı hâle getirebilir.

Udry ve Barber tarafından Current Opinion in Psychology dergisinde 2024 yılında yayımlanan derleme, psikolojide illusory truth effect, yani doğruluk yanılsaması olarak bilinen olguyu ele alıyor.

Bir iddiayla tekrar tekrar karşılaşmak, onun doğru olduğu yönündeki algımızı artırabiliyor.

Düşünün.

Bir gün bir videoda “Kolesterol ilaçları zararlı” iddiasını görüyorsunuz.

Birkaç gün sonra başka biri aynı şeyi söylüyor.

Sonra bir arkadaşınız size benzer bir video gönderiyor.

Bir süre sonra iddia size tanıdık gelmeye başlıyor.

Ama şu gerçeği unutmamak gerekiyor:

Bir iddiayı binlerce kez duymak, onu bilimsel olarak kanıtlamaz.

Milyonlarca görüntülenme de bir randomize klinik araştırmanın yerini tutmaz.

Bilim neden yanlış bilgiler kadar kesin konuşmuyor?

Burada bilimsel iletişimin önemli bir güçlüğü var.

Bir hekim şöyle diyebilir:

“Bu ilacın kalp krizi riskini azaltıcı yararları güçlü araştırmalarla gösterilmiştir. Ancak bazı yan etkileri olabilir. Sizin durumunuza göre yarar ve risklerini birlikte değerlendirelim.”

Sosyal medyada bilimsel dayanağı olmayan bir açıklama yapan kişi ise şöyle konuşabilir:

“Bütün doktorlar yanılıyor! Bu ilaçların tamamı zararlı!”

İkinci açıklama çok daha basit ve kesin.

Ama basit olması doğru olduğu anlamına gelmiyor.

Bilim, belirsizlikleri ve istisnaları hesaba katar. Yeni veriler ortaya çıktığında görüşlerini değiştirebilir. Tedavilerin yalnızca yararlarını değil, risklerini de değerlendirir.

Örneğin statinlerin aterosklerotik kardiyovasküler olayları azaltmadaki yararı güçlü klinik kanıtlara dayanır. Avrupa Kardiyoloji Derneği ve Avrupa Ateroskleroz Derneğinin 2025 güncellemesi de LDL kolesterol düşürücü tedavilerin kardiyovasküler korunmadaki önemini teyit ediyor.

Bu, statinlerin yan etkisiz olduğu veya her hastanın mutlaka statin kullanması gerektiği anlamına gelmez.

Bilimsel yaklaşım, tedavinin yararını kabul ederken olası zararlarını da dürüstçe değerlendirebilmektir.

Özellikle daha önce kalp krizi geçirmiş kişilerin, sosyal medyadaki iddialara dayanarak ilaçlarını kendi kararlarıyla kesmeleri ciddi sonuçlar doğurabilir.

Peki hekimler neden hastalarını ikna edemiyor?

Aslında burada hekimlerin de kendilerine sorması gereken sorular var.

Hastaya yalnızca “Ben doktorum, beni dinleyin” demek yeterli mi?

Bir hasta tedavisinden korkuyorsa, bu korkuyu küçümsemek doğru mu?

Bazen hastanın ihtiyacı yeni bir bilimsel makaleden önce, endişesinin anlaşılması olabilir.

2025 yılında npj Vaccines dergisinde yayımlanan bir saha araştırması bu açıdan dikkat çekici.

Fasce ve arkadaşları, Romanya’da 30 aile hekimi ve aşı konusunda tereddüt yaşayan 334 hastanın katıldığı araştırmada iki farklı empatik görüşme yaklaşımını değerlendirdi.

Empatik biçimde yanlış bilgileri ele alan görüşmeler aşıya yönelik olumlu tutumları ve aşı olma isteğini artırırken, motivasyonel görüşme uygulanan grupta aşı randevusu alma davranışı daha belirgindi.

Bu çalışma doğrudan kolesterol tedavisini araştırmıyor ve bulguları bütün hasta gruplarına genellenemez.

Ancak önemli bir mesaj veriyor:

Bilimsel gerçeği anlatırken hastanın duygularını ve kaygılarını dikkate almak, iletişimi daha etkili hâle getirebilir.

2026 yılında Current Opinion in Psychology dergisinde yayımlanan Philipp Schmid imzalı derleme de yanlış sağlık bilgilerinin empatiyle düzeltilmesini ele alıyor. Empatik yaklaşımın güveni artırabileceği ve savunmacı tepkileri azaltabileceği mekanizmaları tartışılıyor.

Elbette empati, bilimsel olarak yanlış bir iddiayı onaylamak değildir.

Hastanın korkusunu anlamakla yanlış bilgiyi kabul etmek birbirinden farklı şeylerdir.

Hikâyeler gerçekten bilimsel gerçeklerden daha mı etkili?

Sosyal medyada hikâyeler insanların dikkatini kolaylıkla çekebilir.

“Bu ilacı bıraktım, kendimi çok iyi hissediyorum” diyen biri, karmaşık bir bilimsel açıklamadan daha etkileyici gelebilir.

Ancak tek bir kişinin deneyimi, bir tedavinin yararlı veya zararlı olduğunu kanıtlamaz.

Üstelik 2025 yılında Patient Education and Counseling dergisinde yayımlanan, 20 araştırmayı inceleyen sistematik derleme, hikâyelerle yapılan yanlış bilgi düzeltmelerinin her zaman diğer yöntemlerden daha etkili olmadığını gösterdi.

Bu da bize önemli bir ders veriyor:

Hikâyeleri insanlara ulaşmak için kullanmalıyız. Ama bilimsel kanıtın yerine koymamalıyız.

Sağlığımızı korumak için ne yapabiliriz?

Sosyal medyada gördüğümüz her sağlık önerisi yanlış değildir. Çok değerli bilim insanları, hekimler ve araştırmacılar da bu platformlarda bilgilerini paylaşıyor.

Sorun, bilimsel bilgiyle bilimsel görünüm verilmiş yanlış iddiaları birbirinden ayırabilmek.

Bu nedenle bir sağlık videosu izlediğinizde kendinize birkaç soru sorun:

“Bu kişi söylediğini hangi bilimsel araştırmaya dayandırıyor?”

“Bu iddia, geniş bilimsel kanıtlarla ve güncel kılavuzlarla uyumlu mu?”

“Anlatılanlar gerçekçi mi, yoksa bütün sorunları çözecek mucizevi bir tedavi mi vaat ediliyor?”

“Bu bilgi nedeniyle mevcut tedavimi değiştirirsem ne gibi risklerle karşılaşabilirim?”

Özellikle son soru çok önemli.

Çünkü yanlış bir bilginin en büyük zararı, yalnızca yanlış bir düşünce oluşturması değildir. Bazen doğru tedavinin bırakılmasına, gerekli bir tedavinin geciktirilmesine veya etkisiz yöntemlerle zaman kaybedilmesine neden olabilir.

Sağlıkla ilgili ciddi bir karar vermeden önce hekiminizle konuşun. Gerekirse ikinci bir uzman görüşü alın.

Sonuç: Güvenin temelinde ne olmalı?

Bence günümüzde sağlık iletişiminin en önemli meselelerinden biri, bilimsel doğrulukla insanlar arasında yeniden güçlü bir bağ kurabilmek.

Hekimler bilimsel bilgileri anlaşılır biçimde anlatmalı. Hastaların korkularını küçümsememeli. Yan etkiler ve belirsizlikler konusunda dürüst olmalı.

Hastalar ise duydukları bilgileri sorgulamaktan çekinmemeli.

Ama yalnızca hekimlerin söylediklerini değil, sosyal medyada karşılarına çıkan iddiaları da aynı eleştirel süzgeçten geçirmeli.

Çünkü:

Bir insanın çok emin konuşması, doğru söylediği anlamına gelmez.

Ve bilimde gerçekleri belirleyen, bir insanın ne kadar yüksek sesle konuştuğu veya kaç milyon takipçisi olduğu değildir.

Onun iddiasını destekleyen kanıtların ne kadar güçlü olduğudur.

Ancak şimdi daha zor bir soruyla karşı karşıyayız:

Peki bilimsel kanıtlarla çelişen iddiaları dile getiren kişi de bir hekimse, hatta bir tıp profesörüyse?

Akademik unvan, her açıklamanın bilimsel olarak doğru olduğu anlamına gelir mi?

Bir bilim insanı, güçlü karşıt kanıtlara rağmen neden aynı görüşü savunmaya devam edebilir?

Bu soruları serimizin ikinci bölümünde ele alacağız.

⸻

Bilimsel kaynaklar

  1. The Physicians Foundation & Medscape (2026). The Erosion of Trust in American Health Care: How Health Misinformation Is Changing the Patient-Physician Relationship. ABD’de 1.000’den fazla hekimin katıldığı ulusal anket.

Özgün araştırma ve veriler

  1. Medscape Medical News (19 Ekim 2026). Why Your Patient Trusts Unsupported Claims but Not You. Sağlıkta yanlış bilgi ve hekim-hasta güveni üzerine haber.

Medscape yazısı

  1. Ecker UKH, Lewandowsky S, Cook J, ve ark. (2022). The psychological drivers of misinformation belief and its resistance to correction. Nature Reviews Psychology. 1:13–29.

DOI: 10.1038/s44159-021-00006-y

  1. Udry J, Barber SJ. (2024). The illusory truth effect: A review of how repetition increases belief in misinformation. Current Opinion in Psychology. 56:101736.

DOI: 10.1016/j.copsyc.2023.101736

  1. Fasce A, Mustață M, Deliu A, ve ark. (2025). A field test of empathetic refutational and motivational interviewing to address vaccine hesitancy among patients. npj Vaccines. 10:142.

DOI: 10.1038/s41541-025-01197-8

  1. Schmid P. (2026). Debunking health misinformation with empathy. Current Opinion in Psychology. Makale 102213.

DOI: 10.1016/j.copsyc.2025.102213

  1. Okuhara T, Okada H, Yokota R, Kiuchi T. (2025). Effectiveness and determinants of narrative-based corrections for health misinformation: A systematic review. Patient Education and Counseling. 139:109253.

DOI: 10.1016/j.pec.2025.109253

  1. European Society of Cardiology / European Atherosclerosis Society (2025). Focused Update of the 2019 ESC/EAS Guidelines for the Management of Dyslipidaemias. European Heart Journal. 46:4359 ve devamı.

ESC/EAS kılavuz güncellemesi

⸻

Prof. Dr. Ahmet Ekmekçi

Kardiyoloji Uzmanı

www.drahmetekmekci.com

Bu yazı bilimsel sağlık okuryazarlığını geliştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Kişiye özel tıbbi değerlendirme veya tedavi önerisi yerine geçmez.